karşı koltuk boşken, kalkıp oraya
geçmek kişinin elinde olduğu halde
otobüsün gidiş yönünün tersine oturmak
gibidir.
hep geçilen, geride bırakılan yerler görülür. çoğu zaman yanınızdan geçip gidenlerin metrelerce sonra farkına varırsınız. sırada ne var, bilmezsiniz, muğlaktır. baş çevirip bakmak zor gelir, kolay olan geride bırakılanlara göz dikip öylece beklemektir çünkü. karşıdaki boş koltuk ne kadar göz kırpsa da görmezden gelirsiniz, erkenken dönülecek sanılan yollarsa geçip gitmektedir altınızdan. garip bir
mide bulantısı, hafiften vurmaya başlayan baş ağrısı,
ha geçti ha geçecek sanılan baş dönmesi gibi
durumlara ise gözleri kapamak çare değildir bir süre
sonra. akıl başa gelip yer değiştirildiğinde bile etkisi sürer bazen bu fiziksel
hırpalanmanın.
hayatı, otobüsle aynı yöne bakan
koltukta geçirmek gerekir. giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir şeklinde klişelere girmek istemez yazar ama öyledir işin raconu. hayatın otobüsün katettiği yol kadarsa, karşı şeride geçip geri dönme lüksün yok demektir.
varacağın yer önem arz etmelidir,
arkada bırakılanlar değil. koltuğunda ağrısız sızısız yüzlerce metre ileriye bakmalısın, göremediğin kısımla ilgili iyi dileklerde bulunmalı, hayaller kurmalısın. olmaz yoksa. bir boka yaramaz o yolculuk. ne sana faydası dokunur, ne senin seyrin için dünyaya gelmiş güzelliklere öylesinin.
Eteğini indirmek istediğin için...
Hayat fahişe sana göre.
26 Ağustos 2012 Pazar
19 Ağustos 2012 Pazar
Okusana, düşünsene. Benim için son bir kez daha düşünsene.
Aşık oldum.
Bile bile girdiğim bir oyundu bu.
Beni oyununu al diye yalvaran bir çocuktum.
Oyuna giremeyince uzaktan kıskanarak ama severek izlediğim oyundu bu.
Aşık oldum.
Ve hep sevdim seni.
Sen;
Gülerken.
Ağlarken.
Kanarken.
Mutluyken.
Yaralıyken.
Kanarken.
Kanatırken.
Durup izledim sadece.
Elimden gelende buydu.
Hiç şikayet etmedim bu oyundan.
Etmezdim.
Edemezdim.
Bile bile girdim dedim ya bu oyuna.
Hiç şikayet etmedim;
Sevginden.
Sevgisizliğinden.
O oyuna girmeyecek olduğumu bile bile girdim bu oyuna.
Çıkıp gitmeyi.
Seni bırakmayı.
Seni artık sevmemeyi göze alamayacağıma göre ;
Şikayet etmeye de hakkım yoktu.
Bile bile girdim bu oyuna.
Kendimce sebepler buldum.
Kendimce haklar verdim,
Kendimce haklar aldım kendimden.
Hiç şikayet etmedim.
Hiç suçlu aramadım.
Kendim için sevdim.
Seni sevmek beni yaşamak olduğu için sevdim.
Seni sevdikçe kendime bağlandığım için sevdim.
Seni sevdikçe herşeyi sevdiğim için.
Aşk.
Senden bir hayat istemeye hakkım olmadığını düşüne düşüne.
İçten içe beni çok sevmeni isteyerek yaşadım.
Bile bile girdim bu oyuna.
Ve sonra.
Yorulursun.
Orda öylece durmaktan.
Kıskanmaktan.
Dışında kalmaktan.
Dışlanmaktan!
Oyuna katılmak istersin!
Yorulursun.
Oyundaymış gibi davranmaktan.
Hakkım yok buna.
Zor zamanlarında elini tuttum.
Hissetmedin.
Yine tutardım.
Vazgeçişlerinde yalvardım.
Umrunda değildi.
Yine yalvarırdım.
.
.
.
Sadece kendim için.
Aciz bir aşktı bu!
Bencil bir aşktı.
Aşk bencillikti.
Çaresiz ve imkansız bir aşktı bu.
Sonra yorulursun.
O da bir şeyler yapsın istersin.
Yapacak hiçbir şeyi olmadığını bile bile!
Az da olsa.
Gücün yettiği kadar.
Seni sevdiğim kadar değil.
Bile bile girdiğim bir oyundu bu.
Beni oyununu al diye yalvaran bir çocuktum.
Oyuna giremeyince uzaktan kıskanarak ama severek izlediğim oyundu bu.
Aşık oldum.
Ve hep sevdim seni.
Sen;
Gülerken.
Ağlarken.
Kanarken.
Mutluyken.
Yaralıyken.
Kanarken.
Kanatırken.
Durup izledim sadece.
Elimden gelende buydu.
Hiç şikayet etmedim bu oyundan.
Etmezdim.
Edemezdim.
Bile bile girdim dedim ya bu oyuna.
Hiç şikayet etmedim;
Sevginden.
Sevgisizliğinden.
O oyuna girmeyecek olduğumu bile bile girdim bu oyuna.
Çıkıp gitmeyi.
Seni bırakmayı.
Seni artık sevmemeyi göze alamayacağıma göre ;
Şikayet etmeye de hakkım yoktu.
Bile bile girdim bu oyuna.
Kendimce sebepler buldum.
Kendimce haklar verdim,
Kendimce haklar aldım kendimden.
Senin oyununda savaştım aşk.
Hiç şikayet etmedim.
Hiç suçlu aramadım.
Ben kendim için yaşadım.
Ben bile bile girdim bu oyuna.Kendim için sevdim.
Seni sevmek beni yaşamak olduğu için sevdim.
Seni sevdikçe kendime bağlandığım için sevdim.
Seni sevdikçe herşeyi sevdiğim için.
Aşk.
Ben kendim için yaşadım.
Senden bir hayat istemeye hakkım olmadığını düşüne düşüne.
İçten içe beni çok sevmeni isteyerek yaşadım.
Bile bile girdim bu oyuna.
Ve sonra.
Yorulursun.
Orda öylece durmaktan.
Kıskanmaktan.
Dışında kalmaktan.
Dışlanmaktan!
Oyuna katılmak istersin!
Yorulursun.
Oyundaymış gibi davranmaktan.
Hakkım yok buna.
Zor zamanlarında elini tuttum.
Hissetmedin.
Yine tutardım.
Vazgeçişlerinde yalvardım.
Umrunda değildi.
Yine yalvarırdım.
.
.
.
Sadece kendim için.
Aciz bir aşktı bu!
Bencil bir aşktı.
Aşk bencillikti.
Çaresiz ve imkansız bir aşktı bu.
Ama yinede çok büyük bir aşkla yaşarsın bunları.
Sadece kendin için.
Sonra yorulursun.
O da bir şeyler yapsın istersin.
Yapacak hiçbir şeyi olmadığını bile bile!
Mesela dersin.
Mesela.
Sevsen?
Az da olsa.
Gücün yettiği kadar.
Seni sevdiğim kadar değil.
Ve aşık düşün şimdi?
Hanginiz yaşamadı bu aşkı?
Hani bile bile girdiğimiz bir oyundu?
Hani sevmese de olurdu.
Hani kendin için yapmıştın her şeyi?
Neyin isyanı?
Neyin şikayeti bu?
Kim aşkı paylaşım diye adlandırmıştı?
Aşk bencillik.
Aşk insanların kendi mutluluğu için bir oyuna girip mutlu olamadığı için oyundan ayrılması.
Aşk öyle hale getirir ki;
Bile bile diye girdiğin oyundan bambaşka çıkarsın.
Hiçbir şeyi bilmeyerek.
Şikayet etme ama artık.
Artık sus bencil insan.
Suçlama.
Sen bile bile girdin bu oyuna.
Sende biliyorsun.
2 Temmuz 2012 Pazartesi
6 Haziran 2012 Çarşamba
29 Mayıs 2012 Salı
26 Mayıs 2012 Cumartesi
15 Mayıs 2012 Salı
20 Nisan 2012 Cuma
18 Nisan 2012 Çarşamba
Sabah uyandığımda bana sarılmadın diye kavga ettiğimde eğer - sana sarılsam uyuyamazdım anla beni- diyebilen birini bulduğumda kendimle gurur duydum.
gecenin ikisinde arayıp gelmen gerekiyor hastanedeyim dediğimde gelip bana sarıldıktan sonra acıkmışsındır hadi açık bir yer bulup yemek yiyelim diyen birini bulduğumda kendimle gurur duydum.
Tercihlerimle övündüm.
17 Nisan 2012 Salı
Biri hayatına girer.
Sen sakince izlersin.
Hayatında bir yerlere koymaya çalışırsın.
Beceremezssin.
O adam çok güçlüdür.
O adam çok korkaktır.
O adam çok mutludur.
O adam çok acı çekiyordur.
O adam çok umursamazdır.
O adam çok önemsiyordur.
O adam size sarılırken sizi bırakmak istediğinden bahseder.
Uyurken size sarılmaz.
Uyanınca sizssiz yapamaz.
Ve o adam hayatın olur ama tek bir kelime edemezssiniz.
Biri hayatınıza girer.
İçine sıçar.
Ve gitmez.
9 Nisan 2012 Pazartesi
29 Şubat 2012 Çarşamba
27 Şubat 2012 Pazartesi
İnsanlar aşık olduğunda kendini mutlu hissediyor.
Hafiflemiş hissediyor.
Onunla hissediyor.
Bense...
Bu abartılı ve anlaşılmaz duygudan hep kaçmak istedim.
Bunun için yaptıklarım komik ve anlaşılmaz oldu bazen.
Ama bu sefer aşktan kaçsamda senden kaçabilir miyim bilmiyorum.
Sabah sabah uyanıp tek düşündüğüm şeyin bugün ne olacak yani? olması canımı sıkıyor.
Bütün gün senle konuşmak zorundayım çünkü benimle konuşmadığın zaman kimle konuştuğunu bilmiyorum.
Seni durduramıyorum.
Sen kendini durdurmuyorsun.
Birşeyler söylemek istiyorum;susuyorum.
Dur diyorum.
Herşeyi anlar diyorum.
Susuyorum.
Tüm söylemek istediklerimi anlıyorsun.
Kahretsin!
Şimdi tek yapmam gereken yüzümü toplayıp yine yanına gelmek.
İşte bu çok ağır oldu..
16 Şubat 2012 Perşembe
6 Şubat 2012 Pazartesi
Aslında ben sizin görmek istemediğiniz yüzünüzüm.
Ben sizden bu yüzden üstünüm.
Sizin itiraf edemediklerinizim.
Ben hep iyiydim.
Zekiyim.
Zekamı kullanmayı biliyorum.
İyi bir bölümdeyim.
Güzelim.
Güzelliğimi kullanmayı biliyorum.
Ben hep iyiydim.
Tek sorun...
Beynime hükmetmeyi hala öğrenemedim.
Görüyorum.
Görüyor.
Geliyor.
Bir şeyler söylüyor.
Ve işte bingo!
Her şey değişiyor.
Başka biri geliyor.
Birşey söylüyor.
Ve işte bingo!
Yine her şey değişiyor.
İşte bu yüzden kapalı bir kutu oluşum.
Konuşmamam.
Düşüncelerim ve duygularım o kadar çabuk değişiyor ki bu hayatta öğrendiğim ve en çok işime yarayan ''Düşüncelerini kimsenin öğrenmesine izin verme cRn.''
1 Şubat 2012 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)